Gorme Kusurlari Nelerdir

Kornea

Görme kusurları, Görme Kusuru hastalık değil


Göz sağlığı deyince bu kapsama neler giriyor? Her zaman gözün hastalığı olması gerekmiyor haliyle. Gözü, hasta hale getirmeden, nasıl sağlıklı tutabiliriz, yani koruma da giriyor kapsamına. Burada konuşacağımız ba­zı konular hastalıkla ilgili değil, mesela görme kusurları, hastalık değil. Bu yüzden kırma kusurlarını göz sağlığı al­tında düşünmemiz gerekecek. Kırma kusurları yapısal du­rumlardır. Nasıl bazı insanların saçı kıvırcık, bazı insanla­rın saçı düz oluyorsa, bazı insanların gözü de miyop olabi­liyor, yani doğal bir durum bu.

İsterseniz önce gözümüzün bölümleri sorusunu öne alayım. Gözümüzün birçok odacığı var. Gözümüzü büyük bir ev gibi düşündüğümüzde evin bu odalarını sayabilir misiniz?

Şöyle diyelim: Evin penceresi kornea. İlk önce küçük bir oda var, oraya "ön kamara" diyoruz, mesela orası mutfak olsun. Mutfağın kapısı olsun, işte tam burası da "gözbebeği". Gözbebeğinin arkasında göz merceği var, orası da öbür odanın kapısı olsun, yatak odasına kadar da her şey görülüyor olsun. Yatak odası dediğim yer "arka kamara" yani gözün daha geniş, daha büyük olan bölümü. Onun içinde de "vitreus" dediğimiz, gene şeffaf bir madde var. Yumurta akı kıvamındaki bu şeffaf madde, gözün gergin durmasını sağlıyor, aksi takdirde gözün içi boş olursa büzülür, kapanır. Tam bir küre şeklinde kalma­sı için orada da bir madde bulunması gerekiyor, o madde­ye de "vitreus" diyoruz. "Vitre", "cam" ya da vitray gibi. Şeffaf olduğunu anlatmak için bu kelimeyi kullanıyoruz.

Vitre son odacığı mı dolduruyor?

Evet! Onun arkasında ise yatak odasının duvarları var. Yatak odasının duvarları da bizim görme hücrelerimizle dolu. Işık nereye gelirse gelsin, o geldiği yere özel bir gör­me sağlanmış oluyor. Dolayısıyla yatak odasının ya da sa­lonun duvarları da hücrelerle dolu, sonra o hücreler birle­şiyorlar ve apartmanın kapısına doğru gidiyorlar, böylece' "göz siniri" şekilleniyor.

Göz siniri mi şekilleniyor?

Evet, göz siniri şekilleniyor. Göz siniri oradan çıktıktan sonra beyne doğru gidiyor ve gözün algılayıp hazırladığı mesajları beyne götürüyor.

Bakın işte! Beyin hemen bir şekilde devreye giriyor...

Beyne gidiyor... Ve bu, "yatak odası" ya da "salon" de­diğimiz yerin duvarındaki hücreler, aslında beyindeki hüc­relerle kardeş hücreler. Dolayısıyla aynı dili konuşuyorlar. Aynı dili konuştukları için biz, "Göz, beynin dünyaya açı­lan penceresidir" deyimini kullanıyoruz.

O zaman aslında görme, beyinde başlıyor...

Aslında görme, beyinde gerçekleşiyor. Yâni çevreden ışıklar göze geliyor, göz bunları alıp beynin aklayacağı di­le sokuyor. Hücreler mesajı böyle iletiyor. Dil değişikliği oluyor. Bir dilden diğerine çeviri olduktan sonra beynin görme merkezine mesaj halindeyken gidilince asıl görme orada oluyor.

Gözümüzle değil, beynimizle görüyoruz

Yani aslında biz.

... Gözümüzle görmüyoruz, gözümüzle algılayıp ileti­yoruz. Zaten göz her şeyi ters algılıyor, sonra beyin bu gö­rüntüyü düzeltiyor.

O Gözümüzle görmüyoruz, ama...
Kamera o.

.. .Beynimizle görüyoruz.
Beynimizle görüyoruz. Yani göz, bir kamera. Beyin ol­mazsa tek başına görmüyor. Göz olmazsa da beyin tek ba­şına görmüyor.
Peki, mesela diyelim ki beynimizde bir sorun var, o za­man nasıl görüyoruz?
Diyelim ki beynimizde bir tümör var, enfeksiyon var ya da başka bir hastalık var. Bu durumda göremiyoruz ya da yarım görüyoruz.

Gözümüz çok sağlıklı olsa bile mi?

Evet! Yalnız bunu da doğa şöyle ayarlamış: Her iki gözden gelen mesajları, tıpkı saç örgüsünde olduğu gibi örmüş. Dolayısıyla beynin sağ bölümünde, hem sağ göz­den hem sol gözden gelen mesajlar birleşiyor. Beynin sol bölümünde de gene hem sağ hem sol gözden gelen mesaj­lar birleşiyor. Yani ne olur olmaz, bir göze bir şey olursa diye, öbür gözden de yararlanabilmek için saç örgüsü gibi bu göz sinirinden gelen lifler birleşmiş, örülmüş.

Bu bize verilmiş bir armağan mı sizce?

Elbette, çünkü eğer bir göz hastalanırsa, öbür göz hâlâ iki taraftan mesaj alabiliyor.
Yani diyelim ki, beynimizin bir bölgesinde tümör var ve bu tümör gözün görmesini etkiliyor. O zaman demek ki gözümüzde her şey mükemmel olsa bile...
Evet, görmemiz bozuluyor. Yok da olabilir. Problem sağ beyindeyse, yani beynin sağ bölümündeyse, o zaman her iki gözün sol tarafında, görme alanının sol tarafında problem oluyor, yani tamamen körlük olmuyor. İşte saç örgüsü bunu sağlıyor.

O zaman sohbetimize dünyaya açılan penceremize, ya­ni korneaya geri dönerek devam edelim. Kornea nedir?

Kornea, hakikaten gözün dünyaya açılan penceresi, as­lında beynin de. Saat camı gibi, saatimizin önünde bir cam var. İşte kornea, o bölüm; yani biz karşıdan bakınca, kor­neayı görmüyoruz, ancak yandan bakınca ya da mikros­kopla bakınca görüyoruz. Çünkü kornea şeffaf.

Şeffaflığı önemli, değil mi?

Şeffaf olmasa göremeyiz. Cam gibi. Kornea çok ince bir doku aslında. Aşağı yukarı tırnak kalınlığında, ama şeffaf. Şeffaf olması, içinde damar olmamasına bağlı.

Korneanın içinde damar yok

Hiç damar yok mu?
Hiç damarı yok.

Damar yoksa kanama da yok, değil mi?

Kanamıyor, ama yaşaması, canlı kalması için oksijen lazım. Oksijenini havadan, gözyaşından ve çevresindeki damarlardan alıyor. Bu nedenle de korneanın şeffaflığını koruyabilmesi çok önemli. Kornea; kendi kendine yaşı­yor, nefes alıyor, oksijen alıyor. O, oksijeni kendi yaşamı için kullanıyor, şeffaf kalmasını sağlıyor, oksijeni kullan­dıktan sonra ortaya çıkan artıklarını da atıyor. Artıkla­rının bir kısmını yine bir miktar gözyaşıyla da gözün içi­ne doğru atıyor, ama devamlı nefes alıyor, yani böyle di­yebiliriz.

O dünyaya açılan pencerenin dışındaki her şey bize görüntü olarak geri dönüyor, değil mi?

Dışarıdaki ışıklar ve ışıklarla beraber her türlü görüntü, kornea şeffaf olduğu için yansımadan geçiyor. Tabii bir miktar kırılmaya uğruyor, ama önünde bir engel olmadığı için geri yansımadan, ışıklar gözün içine girmiş oluyor. Önemli olan ışık zaten. Gözün, korneanın arkasında boş bir oda var. O boş değil, içinde sıvı var. Işık o içi sıvı dolu odacıktan geçiyor. Biz oraya, "ön kamara" diyoruz, gemi kamaraları gibi. Ondan sonra göz merceğinden geçiyor. Daha sonra gözün içindeki "vitreus" dediğimiz bölümden geçiyor ve nihayet gözün gören noktasına varıyor. Yani ışınlar bir yol kat ediyor. Ama eğer kornea şeffaf olmasay­dı, hiçbir şey yapmak mümkün değildi, yani önce bir evin penceresinin temiz olması lazım, sonra perdesi açık ola­cak, sonra içerisi yeterince havalandırılmış, bol oksijenli olacak ki biz içeride otururken, dışarıyı görebilelim veya dışarıdan biri bizi görsün.

Enteresan! Bölümlemeyi çok güzel yaptınız, çünkü pencereleri silmezsek ışık içeriye giremeyecek. Dolayısıyla, zaten o şeffaf tabaka, işlev dışı kalmış olacak. Peki ya kor­nea nakilleri yapılıyor mu?

Neden kornea nakli yapmamız lazım? Eğer bir enfeksi­yon varsa, bu enfeksiyon durdurulamıyorsa, o zaman kor­nea eriyor ve deliniyor. Delinen bir göz, mikroplara açık bir ortam demek.

Delinen bir göz.

...Delinen bir göz, bütün enfeksiyonlara ve bütün mik­roplara açık bir ortamdır ve kaybedilir, yani göz büzüşür. Bir organ kaybı olur, kol kaybı gibi bir durum bu. Aslın­da, vücutta hiçbir dokunun açık kalmaması lazım. Bu kornea için de geçerli. Böyle bir durumda acilen kornea nakli yapmak gerekebilir.