Uyuşturucu Tarihi, Uyuşturucunun Tarihçesi

Uyuşturucu farklı tarihsel dönemlere ve farklı kültürlere göre farklı anlamlar taşıyan bir maddedir. Bu bölümde uyuşturucu ve uyuşturucu kullanımının tarihteki ortaya çıkışı, görünümü ve sürecini özetleyeceğiz. Bunun yanısıra gelişmiş ülkelerde ve sonra da Türkiye'deki uyuşturucu ile ilgili sosyopolitik gelişmelere değineceğiz.

Başlangıç, Uyuşturucu Hakkında Bilgi

Uyuşturucu kullanımının başlangıcı çok eskidir. Uyuşturucu maddelerin kullanımı insanlık tarihi ile birlikte başlamıştır, insanlar bir arada yaşamaya başladıkları andan itibaren "ilaç" niyetiyle çeşitli maddeleri kullanmışlardır. İlkel insanlar tarih öncesi dönemlerde doğada mevcut çeşitli bitkilerden ağrı kesici, yatıştırıcı olarak yararlanmışlardır. Dinsel törenlerde, şölenlerde ve toplulukların çeşitli seramonilerinde uyuşturucu ve keyif verici maddeler kullanıldığı bilinmektedir.

Toplumların kültürleri, sosyal yapıları ile uyuşturucu kullanımı arasında bir ilişki vardır. Çeşitli toplumlarda değişik uyuşturucu ve keyif verici maddelerle ilgili olarak "alt kültürler" oluşmuştur.

Çinliler 4000 yıl önce uzun çubuklarla esrar içmişler; Ortadoğu'da değişik türde alkollü içkiler üretilmiştir. Eski Mısırlılar afyonu ağrı dindirici olarak kullanmışlardır.

Köknel'e göre, M.Ö. 4000 yıllarında da Aşağı Mezopotamya'da yaşayan Sümerliler'in haşhaş ve kenevir yetiştirdiklerini, bu bitkilerden elde edilen şuruplar, haplar ve tozlan ilaç olarak kullandıklarını belirten çivi yazısı ile yazılmış kilden tabletler bulunmuştur. M.Ö. 2000-1500 yıllarından kaldığı sanılan Mısır'da Thebes kenti yakınlarında bulunan papirüslerde haşhaş ekimi, afyon üretimi ve afyondan yapılan ilaçlara ilişkin ayrıntılı bilgi verilmiştir.
Mezopotamya, üzerinde yaşamış toplumlarla daha sonraki kuşaklara çeşitli kültür kalıpları aktarmış bir bölge olarak tanınmaktadır.


Daha sonraları, özellikle Uzakdoğu ülkelerinde ve onların mitolojilerinde, esrara kutsal bir değer atfedildiği ve esrarın insanlara bir armağan olarak gönderildiği düşünülmüştür. Tarihi, felsefi ve bazı edebi kaynaklara baktığımız zaman. uyuşturucuların yazarlara, sanatçılara, düşünürlere ilham kaynağı olduğunu, toplum yaşantısına yön ve renk verdiğini ve kendine özgü birçok değer yargıları oluşturduğunu görebiliyoruz.

Afyon Savaşları

Uyuşturucu maddeler zaman zaman toplumlararası savaşlara da neden olmuştur. 1839-1860 yılları arasında Asya'da cereyan eden İngiltere ile Çin arasındaki "afyon savaşları" buna bir örnektir. Bu savaşın izleri ve sonuçları 156 yıl sonra. 1 Temmuz 1997 de bitirilebilmiştir.
Söz konusu savaşlar, Çinliler'in ürettiği afyonun İngilizlerce ithali ve Çinliler tarafından kullanımının teşvik edilerek yarattığı uyuşturucu zehirlenmeleri yüzünden çıkmıştır. Savaşlar sonunda Çin yenilmesine karşın Avrupa'ya uyuşturucu bağımlılığını yayabilmiştir. Kendisi de uyuşturucu üreticisi ve tüketicisi olmuştur. Bugün bile Çin en önemli "afyon" üretim merkezi durumundadır.


Çin, geçmişten günümüze kadar diğer ülkeler, özellikle Avrupa ülkeleri (İngiltere) için önemli ve ilginç bir ülke konumundadır. Ülkelerin nüfus yoğunluğu, doğal kaynakları, bulunduğu coğrafi alan ve kültürü önemini korumasında önemli etkenler olmuştur. Avrupa, özellikle İngiltere, tarihi rolünü de dikkate alarak Çinliler'in afyon üretimini ve bunun kullanımını adeta teşvik etmiştir. 1839 yılında Çin İmparatoru afyon ithalini yasaklayınca, İngiltere ile Çin arasında "Birinci Afyon Savaşı" başladı.

1841 yılında İngiliz donanma komutanı Hongkong'u işgal ederek, kendisini Hongkong valisi olarak ilan etti. Bundan bir yıl sonra, 1842 yılında iki ülke arasında yapılan Nankin Anlaşması ile Hongkong yönetimi İngiltere'ye bırakıldı ve birinci afyon savaşı sona erdi.

1842 yılındaki yönetim, Hongkong bölgesini temsil eden mühürde belirleyici simge olarak "afyon çekirdeğini" seçti ve durumun özelliğini sembolleştimiş oldu.

Uyuşturucu kullanımının ve üretimin artışı 1856 yılında İkinci Afyon Savaşı'nın ortaya çıkmasına neden oldu. Dört yıl süren savaş sonunda İngiltere 1860 yılında yapılan Pekin Anlaşması ile galip çıktığını ilan etti ve Hongkong yönetimini sağlamlaştırdı.

1898 yılında Çin İmparatoru Hongkong ve çevresini İngilizler'e 99 yıllığına kiraya verdiğini açıkladı. Bundan sonraki yıllarda bu anlaşmanın uygulanıp uygulanmayacağı konusu hep tartışıldı. Hatta bir ara Japonlar devreye girmek istedi. 1982 yılında İngiltere Başbakanı Margaret Thalcher'in Pekin'e ziyaretinde konu görüşüldü ve sonuç alınamadı.

Çin'in ısrarı ve giderek artan gücü karşısında 99 yıllık süre 30 Haziran 1997 günü gece yarısı bitmiş ve Hongkong'daki İngiliz Yönetimi de sona ermiştir. Bununla ilgili yapılan törenler günlerce medyayı işgal etmiştir.

Diğer Gelişmeler

Uyuşturucu bağımlılığı, hemen hemen her toplumda, ilaç bağımlılığından kaynaklanmıştır. İlaç bağımlılığı da ilk kez 19. -yüzyılda Avrupa ve A.B.D.'de önemli bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Afyon'dan 1805 yılında morfin, 1898 yılında eroin elde edilmiştir. 1805 yılında, afyondan elde edilen bir tozun ağrı dindirici bir ilaç olarak kullanılabileceği farkedilmiş, bu maddeye Yunan Mitolojisindeki "Uyku Tanrısı Morfeus"un adından esinlenerek "Morfin" adı verilmiştir.
1846 yılında "eter"in bulunmasıyla tıp alanında, cerrahide önemli gelişmeler sağlanmıştır. 1859 yılında koka yapraklarından kokain, 1885 yılında yapay (sentetik) kokain üretilmiştir. Aynı yıllarda barbitürük asitten barbitüratlar elde edilmiştir.


Toplumsal sorun olarak uyuşturucuların gündeme girmesi İkinci Dünya Savaşı sonrası ve bilhassa 1960'lı yıllardan sonra belirginleşmiştir. 1960-1970'li yıllarda uyuşturucu kavramı ve ilgili sorunları ele alınmış, ulusal ve uluslararası denetim mekanizmaları ve bunların nasıl işleyeceği üzerinde düşünülmüştür.

Yönetim açısından düşünülen önlemler yanında uyuşturucular ve bağımlılarla ilgili bilimsel çalışmaların da bu yıllarda hız kazandığı gözlemlenmiştir. A.B.D. ve birçok Avrupa ülkesinde gençlik sorunları ve uyuşturucu bağımlılığı ele alınmış, çözüm önerileri hazırlanmıştır.

Batı'daki Gelişmeler

1970'li yıllarda Batı ülkeleri gençliğinin yeni bir yaşam felsefesi arayışına girdikleri dönem olmuştur. A.B.D.'de gençlerin bu yeni yaşam biçimi ve felsefesi düşüncesi çerçevesinde uyuşturucu kullanmayı seçtiği görülmüştür, Amerikan gençleri arasında, bir arayışın ürünü olarak, Uzakdoğu felsefesinin de etkisiyle "esrar" ve "LSD" kullanımı teşvik edilmiştir. Uzakdoğu'da 1970'lerde yaygın olan Zen-Budist felsefesi, Kamasutra = cinsel özgürlük düşüncesi olarak Özetlenebilir. Bu yeni görüş Amerikan gençliğini etkilemiş, bilinmeyenlere ulaşabilme, varabilme amaçlanmış ve uyuşturucu cazip hale gelmiştir.

Bu akım bazı düşünür ve yazarlar tarafından da teşvik görmüştür.

"Take Tea and See
"Take LSD and Be."
Türkçesi şöyledir:
"Esrar içersen görürsün, "LSD içersen olgunlaşırsın."


A.B.D.'de LSD kullanımının gençler arasında artması 1970'li yıllarda sivil örgütlenmelere de neden olmuştur. "LSD Melekleri" adında gönüllü organizasyonlar oluşturulmuştur. Bu hareket diğer ülkeler gençlerini de etkilemiş ve hatırlanacağı gibi bir LSD dönemi yaşanmıştır.
Amerikan gençliği uyuşturucu sorunu toplumu ve hükümetleri de harekete geçirmiştir. Konu ile ilgili araştırmalar yapılması ve raporlar hazırlanması gereği ortaya çıkmıştır. Başkan Nixon'a verilen 1971 tarihli "Uyuşturucu Maddeler ve Etkilerini Araştırma Komisyonu Raporu"nda toplam Amerikan nüfusunun 12-20 milyonunun hiç değilse bir kez marihuana kullanmış olduğu belirtilmiştir.


6 Şubat 1972 tarihli "The New York Times Magazin"e Başkan Richard Nixon'ın verdiği demeçte; "Ne yazık ki, Amerika zenginleştikçe eski Yunan ve Roma medeniyetleri gibi bir takım kötü sonuçlara doğru sürükleniyor." diyebilmiştir.

Avrupalı gençler, uyuşturucu bağımlılığına Amerikalı gençlere oranla daha dengeli ve değişik nedenlerle yaklaşmışlardır. İngiltere'nin uyuşturucu maddelerle ilgilenmesi ye tanışıklığı oldukça eskidir. Almanya 1970'li yıllarda tanışmış ve ilgilenmiştir. Fransa ise, uyuşturucu üretim merkezlerinin bulunduğu bir ülkedir. Halkı uyuşturucu ile en az ilgilenen ve etkilenen ülke İsviçre olmuştur.

Çoğu Avrupa ülkelerinde uyuşturucu madde üretimi ya yoktur veya çok azdır. Bu yüzden uyuşturucuyu dışardan sağlamak durumundadır. Oysa, Uzakdoğu, Orta ve Güney Afrika 2000 yıldır uyuşturucu madde üretip, kullanmaktadır. Bu durum, ülkelerin sosyoekonomik kültürlerini de etkilemektedir. Avrupa uyuşturucu kültürü, Uzakdoğu ve diğer ülkelerden farklıdır.

Eski İngiliz İmparatorluğu, ticari ve askeri amaçlarla, Afrika, Uzakdoğu ve Amerika'ya yaptığı sömürge yolculuklarında uyuşturucu maddelerle tanışmış ve bunları ülkelerine taşımıştır. İlk zamanlarda, İngiltere'de, İngiliz olmayan renkli ırkların insanları tarafından uyuşturucu alınıp satıldığı ve kullanıldığı, dolayısıyla kullanımın dar bir çevrede kaldığı görülmüştür. 1960'h yıllardan sonra uyuşturucu kullanımının giderek artmış olduğu görülmüştür. "1968 Wootan Uyuşturucu Maddeler Araştırma Alt Komisyon Raporu"na göre, uyuşturucu kullanımı daha çok üniversite gençliği ile sanat çevresinde artış göstermiştir.

Almanya'da 1970 yılında başlayan uyuşturucu bağımlılığı yıllara göre giderek artış göstermiştir. Almanya ve Hollanda'da daha çok doğal değil, doğal olmayan sentetik uyuşturucular kullanılmaktadır. Almanlar'a göre, uyuşturucu maddeler İkinci Dünya Savaşı'ndan soma Amerikan askerleri tarafından Almanya'ya getirilmiştir. Almanlar sentetik uyuşturucu üretiminde uzmanlaşmışlardır. Almanlar, kimyon, çay, tutkal, pirinç unu, tutkal, talaş, bademyağı, baharat, süt tozu, şeker, kahve gibi çeşitli maddelere % 10 oranında uyuşturucu ana maddesi kullanarak, çeşitli şekillerde uyuşturucu üretmektedirler.

Almanya'da, 1971 yılından itibaren, Gençlik, Aile ve Sağlık Bakanlığı tarafından gençleri uyuşturucu bağımlılığından kurtarmak için bir seri proje uygulamaya geçirdi. Hükümet programlarında, ilkokuldan başlayarak tüm eğitim kademelerinde eğitim uygulamasına yer verildi. Narkotik polis, psikiyatr, sosyolog ve sosyal hizmet uzmanı gibi çeşitli mesleklerden oluşan ekiplerle çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalarda, uyuşturucu bağımlılarını "hasta" kabul ederek, bunları polis yoluyla değil, psikoterapik tedavi ile topluma kazandırma ilke olarak benimsenmiştir.

Fransa'ya uyuşturucu madde Napolyon'un ünlü Mısır seferiyle (1798) Mısır'dan getirilmiştir. Başlangıçta ordu, aydın ve sanatçılar, işçi ve köylü kesiminde görülen uyuşturucu kullanımı, İkinci Dünya Savaşı yıllarından soma yaygın hale gelmiştir. Fransa'da alkol bağımlılığı başlangıçta uyuşturucudan daha önemli bir sorun olarak görülüyordu. Ancak 1960'h yıllardan soma gençlik arasında uyuşturucu kullanımı giderek artmıştır. Fransız gençliği sentetik uyuşturucu yerine doğal uyuşturucu kullanmayı tercih etmektedir. Bu yüzden ülkede afyon ve koka-in üretimi oldukça fazladır. 1968 yılı öğrenci hareketleri sırasında uyuşturucu kullanımı belirgin bir artış göstermiştir.

İsviçre, uyuşturucu maddeler trafiğinin yoğun olduğu bir ülkedir. Amerika'da "LSD Melekleri" adlı bir örgüt kurduğu gerekçesiyle tutuklanan Dr. Timoty Leary, hapisten kaçıp İsviçre'ye sığınmıştır. İsviçre'de gençler ve halkın uyuşturucu bağımlılığı bakımından büyük bir sorun yaşadığı söylenemez. Uyuşturuculara karşı, Devlet'in izlediği politikanın bu konuda önemli rolü olmuştur. İsviçre'de uyuşturucu bağımlısı birey adi bir suçlu gibi hapse atılıp cezalandırılmıyor. İsviçre polisi genel olarak ilk kez gördüğü uyuşturucu bağımlısı gençleri tedavi ve rehabilitasyon kliniklerine gönderiyor. Burada eğitilen ve moral tedavi gören genç, harhangi bir cezai sicile tabi tutulmadan öğrenimine devam etmek üzere okuluna dönebiliyor. İsviçre'de de alkol bağımlılığı uyuşturucudan daha çok önem kazamnış, hükümetler de bu yöndeki çalışmalara ağırlık vermiştir.

Türkiye'deki Gelişim, Türkiye Uyuşturucu

Türkiye'de tarihi yapıya bağlı olarak köklü bir uyuşturucu kültürünün var olduğu bilinmektedir. Bu kültür 10. ve 11. Yüzyıllara kadar iner. Selçuklu egemenliği altındaki İran'da yaşayan ve tarihe ilk anarşist olarak geçen Alamut Fatihi Şeyh Hasan Sabbah yarattığı "uyuşturucu cenneti" adı verilen İran topraklarında uzun yıllar hüküm sürmüştür. Hasan Sabbah 1092 yılında giriştiği suikast eylemleriyle Melikşah'm veziri ve çocukluk arkadaşı Nizamülmülk'ü öldürtmüştür. 1124 yılında ölen Hasan Sabbah'tan sonra, uyuşturucu üzerine kurulmuş Devlet 132 yıl daha devam etmiş 1256 yılında Moğol akınlarıyla yıkılmıştır. Uyuşturucu temeli üzerine kurulmuş ve Binbir Gece Masallarını hatırlatacak bu ve benzeri birçok hikayeyi tarihi belgelerde bulmak mümkündür. Aynı dönemde yaşayan ünlü şair Ömer Hayyam'ın da Hasan Sabbah'ın çocukluk arkadaşı olduğu kaydedilmektedir.

Berberi seyyah İbn-i Batuta 13. yüzyılda Anadolu'da afyonun bir keyif verici, uyuşturucu olarak kullanıldığını anlatır. 17. yüzyılda İstanbul'da afyon şerbeti içilmekte, afyonlu macunlar yenilmekteydi. Lale Devri şairi Nedim, afyonun günlük gıda haline geldiğini belirtir ve yaşadığı renkli dönemde müzik, şiir ve edebiyat gibi kültürel faaliyetler arasında uyuşturucunun da yer aldığını açıklamaktadır. 16. ve 17. yüzyılda bazı dergah ve tekkelerde afyon içiliyordu, 1723 yılında bir fetva ile afyon yasaklanmış ve tiryakiler İstanbul dışına sürülmüştür. Bilindiği gibi Dördüncü Murat döneminde afyon bağımlılığının artması ile bunun kullanımı yasaklanmış, içenlere idam cezasına kadar uzanan bir seri ceza verilerek bağımlılık önlenmeye çalışılmıştır.
Afyon üretilen haşhaşı yetiştirmenin M.Ö. 3000 yılına kadar uzanan bir geçmişi vardır. Ülkemizde de eskiden beri bilinen haşhaş üretiminden çeşitli amaçlarla yararlanılmıştır. 11. Yüzyılda Anadolu'ya yerleşmeye başlayan Türkler, Ege ve İç Anadolu Bölgelerinde haşhaş üretimini sürdürmüşlerdir. Özellikle Bolu, Adana, Kayseri, Niğde, Nevşehir ve Afyon yöreleri iklim koşulları itibariyle haşhaş üretimine uygundur. 1516-1519 yılları arasında Türkiye'de bulunan Fransız seyyah Belon'a göre, Fransızlar nasıl buğday yetiştiriyorsa Türkler de haşhaş yetiştirmekte idi. Haşhaştan afyon üretimi yanında, yağ çıkarmak, tohumlarını hayvan yemi olarak kullanmak amacı da güdülüyordu. 19. yüzyılda Anadolu'dan Uzakdoğu'ya İngiliz ve Amerikan gemileriyle afyon taşınmaya başlandı.


Osmanlı İmparatorluğu 1829 yılında afyon ticaretini tekeline aldı ve "Afyon Tekeli İdaresi" kuruldu.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren afyon üretimi dış ülkeler açısından, özellikle A.B.D. ilişkileri bakımından sürekli sorun olmuş, çeşitli uluslararası toplantılarda bu üretim kısıtlanmaya, hatta yasaklanmaya çalışılmıştır. 1928 yılında çıkarılan mevzuata göre, haşhaş ekimi, üretimi, alımı-satımı ve ihracı serbestti. 1950 yılında haşhaş ekimi beyannemeye ve devlet iznine bağlandı. 1961 yılında yapılan Birleşmiş Milletler, Uyuşturucu Üreten Ülkeler Toplantısında "Tek Elden Üretim Anlaşması" yapılmıştır. 1967 yılında Türkiye bu anlaşmayı kabul ederek imzalamış ve haşhaş üretimi izine bağlanarak kısıtlanmıştır. 1967 yılında 23 ilde yapılan haşhaş üretimi, 1968 yılında 11, 1970 yılında dokuz ve 1971 yılında yedi ile indirilmiştir. A.B.D .'nin sürekli baskısı sonucu 12 Mart 1971 sonrası Nihat Erim hükümeti tarafından haşhaş üretimi yasaklanmıştır.

A.B.D.'nin, haşhaş ekiminin yasaklanmasına karşılık, Türkiye'ye vaadettiği tazminat ve parasal destek kısmen verilmiş, ancak, hakedilen sonuç elde edilememiştir. Haşhaş ikame projeleri ve üreticiye verilmesi düşünülen tazminatın yetersizliği, ülkemizin tıbbi amaçlarla kendi ihtiyacı olan haşhaşı üretememesi büyük sıkıntılar yaratmıştır. Amerika, yasaklamanın sürdürülmesinde ısrarcı olmuş, değişen hükümetlerle pekçok görüşmeler yapılmış, Türkiye'ye ambargo uygulanacağı dile getirilmiştir. Bütün zorlamalara karşın 1 Temmuz 1974 tarihinde Ecevit Hükümeti döneminde bir hükümet kararnamesi ile haşhaş ekimi yasağı kaldırılmış; Afyon, Burdur, Denizli, İsparta, Uşak illeri ile Akşehir, Beyşehir, Doğanhisar ve Ilgın ilçelerinde 1974-1975 mevsiminden itibaren haşhaş ekimine izin verilmiştir. Türk hükümeti izin kararı ile birlikte denetim konusunda da önlemler almıştır.

On yıllık tartışma ve mücadele sonunda afyon kaçakçılığına karşı alınan etkin önlemlerle Türk hükümetinin kararı olumlu görülmüştür.

Daha sonraki yıllarda gerek ülkemizde, gerekse diğer ülkelerde uyuşturucu bağımlılığının artışında haşhaş üretiminin en büyük etken olmadığı bu artışın başka nedenlere bağlı olduğu görüşü üstün gelmiştir.

En son 1 Temmuz 1997 tarihli Hükümet Kararnamesiyle de ülkemizde haşhaş üretiminin genişletilmesine olanak sağlanmıştır. Bazı gazeteler bu haberi ilk sayfada, tam sayfa olarak vermiş "Haşhaşın Dönüşü" başlığını atarak "23 yıl sonra üretim yeniden teşvik ediliyor. Ekim alanları genişletiliyor. Köylü memnun." şeklinde belirtilmiştir. Sözkonusu kararname ile 13 ilimizde haşhaş üretimine olanak tanınmıştır. Bu iller; Afyon, Uşak. Denizli, Kütahya, Burdur, İsparta, Karaman, Konya, Amasya, Çorum, Tokat, Manisa ve Eskişehir'dir.